Tık Tık

6 Ağustos 2013 Salı

Yusuf Atılgan-Aylak Adam (Seçme Cümleler)



*"Yüzü ne güzel. Kimbilir benimkisi ne boktandır. Uykulu, şiş."

*Adam sabah kalkıyor, yüzünü yıkıyor, parkta oturuyor, yemek yiyor, sevgilisiyle dolaşıyor, gecenin bir vakti eve gelip yatıyor. Hiç mi çişi gelmedi? İnanılacak şey değil. Parktayken sıkışmış, gövdesi kalın bir ağaca yanaşmış, kimse geliyor mu diye yanına yöresine bakındıktan sonra ağacın dibine işemiştir.

*Hep asık yüzlü oluruz, ya da sırıtkan.

*Kılığı düzgün bir adamın sokakta simit yemesi yasaktır. Bütün yasaklar gibi bunun da bir kaçamak yolu yok mu? Simidi kır, cebine sok. Tek elinle bir lokma koparıp, kimseye sezdirmeden ağzına at. Ama, ben dişlerim sağlamken ısıracağım.

*Sanatçının sezgisi yanılmaz.

*Fırçalarımın üstüne bahse girerim.

*İnsanlardaki her duygu bir renktir.

*Herkes onun gibi değil miydi? En az umutlanmaları gerektiği zamanlar en çok umarlardı.

*Ne kalabalık. Bir o yok sanki.

*Kadınsız hikaye tuzsuz aşa benzer.

*Artık tanıyordu onu. Şiirlerin, kitaplardan kapma büyük sözlerin yapma süsünden sıymılmış; beylik yargılarla dolu, bayağı. Böyleleri için en önemlisi kızlıktı. Oysa B.'nin ona vermek istediği şeyin yanında kızlık neydi ki? Yarın gidip onların bu kızlık dedikleri şeyi tanımadığı bir erkeğe verecekti. (Hey gidi öfke, sen insan aklına daha saçma düşünceler bile getirebilirsin.) Yanındaki erkek bunu almanın sorumluluğundan korkar. Biliyor, korkaktır o. Ona sarılmaktan, onunla öpüşmekten tat aldı diye kendini hor gördü. "Bulaşık bezi, vıcık vıcık..." Onların gözünde bütün kadınlar birdir. Amaçlarına götürmekteki başarısı denenmiş o pek rahat 'sıra'larını bozmazlar. Önce el tutulur, sonra öpülür, sonra memeler okşanır; en son etekliğin altı gelir.

*Kadınların neden evlendiklerini anlıyorum: Yalnız kalabilmek için.

*Bugünkü benim son aldanışım olmayacak. İnsanlara güveniyorum.

*Şimdi kim bilir kaç evde, kim bilir kaç kadının 'Aman ayol, bu ne kötü şans böyle,' sözüne karşılık kim bilir kaç erkek 'Üzülmeyin; kumarda kaybeden aşkta kazanır.' diyordur.

*Çoğunluk çabadan, yneilikten korkuyordu. Ne kolaydı onlara uymak! Güzdüzleri bir okulda ders verir, geceleri sessiz, güzel kadınlarla yatardı istese. Çabasız. Ama biliyordu: Yetinemeyecekti. Başka şeyler gerekti. Güçlüğü umutsuzca zorlamak bile güzeldi.

*Karıncalar bilmeden severler.

*Dilencinin niye beş gün gelip iki gün gelmediğini, niye hep bu vakit burada olduğunu artık biliyordu. Güldü. Yaman adamdı bu dilenci. İnsanların işten dönerken ucuza huzur satın aldıklarını biliyordu.

*Sonunda beni sürüklediği büyük felakete rağmen onun kollarına atıldığım gecenin tadını unutamıyorum.

*Ne öğrettim ona? Dünyada tanımadığı bir deli daha olduğunu.

*Günlerin adı, sürelerince yaşanılan olayların değerine göre değişebilir.

*Bazen, görünür bir sebep olmadan, insana önünden geçtiği yapı, bir sokak köşesi, üstünde oturduğu sandalye hayatında önemli bir yer tutacakmış gibi gelir.

*Onu adıyla düşünmek hoştu.

*Haydi uzat ellerini, somurttuğum zamanlar yaptığın gibi, yanaklarımı tutup ger de güleyim.

*İkinci konuşmamda 'sen' diyemeyeceğim biriyle bir daha konuşmam.

*Dünyadan çok şey beklemiyorum. Üç oda, bir mutfak, sevdiğim adam, biri kız biri oğlan iki çocuk...

*Nasıl kolayca söyleyiveriyorum bunu? Sevmek! Kelimelere herkes kendine göre bir anlam, bir değer veriyor galiba. Bu değerler aynı olmadıkça iki kişi iki ayrı dil konuşuyorlarmış gibi olmuyor mu?

*Evine girince bende oraya uymayan bir şey görürsün de beni sevmezsin diye korkarım.

*Bir gün sana dünyada dayanılacak tek şeyin sevgi olduğunu öğretecem.

*İki haftadır, bir şey yitirmekten korkarmış gibi, sık sık sarılıyordu.

*ZENGİN DEĞİLİM BEN. PARALIYIM.

*Neden hep bağışlıyorum onu?

*Soyunurken, babanın duyunca, nasıl şaşıracağını, başkalarının neler diyeceğini düşündün. Şimdi seni kucaklayıp yatağa yıksam, öpe okşaya etini kışkırtsam, kulağına benden duymak istediklerini söyleyip seni kandırsam her şeyi yeniden unutursun. İstemiyorum böylesini. Yarım bardak şarap içirdim diye nasıl içimi yedim görmedin mi? Bu mavi boşlukta etimiz bile sonuna dek sevişemiyor. Çünkü bu ses geçmez, ışık sızmaz odada bile başkaları bizimle birlik. Ama bir gün babanı, başkalarını kovup geleceksin. O zaman keskin ışıkta soyunup açık pencerede sevişeceğiz. Acelem yok benim, biliyorsun.

*Ya insanlar? Onların yaşamasında her şey ayrıntı. Önemli olan yemek değil, yenecek yemeğin çeşididir; giysi değil, giysinin çeşidi; ayakkabının çeşidi. Günlerin adı bile... Belli günlerde belli yaşamaları vardır. Pazar günleri pazarlık yaşamalarını kuşanırlar, çarçambaları çarşambalık! Hep ayrıntılar! Paranın sayısı gibi.

*İnsan kendininkine uygun olmayanı bağışlamaz. Biz, hoşgörüsü olmadığını bile bile, başkalarında kendininkinden ayrıyı bağışlamağa çalışana hoşgörülü diyoruz.

*Açık korku kişiye adam öldürtür, gizlisi uslu uslu oturtur.

*Babam adamsa ben olmayacaktım.

*Bir gazozluk dostlar!

*İnsanları yalan söyledikleri zaman dinlemeyi severim. Olmaz istedikleri, olamadıkları "kişi"yi anlatırlar.

*-Bir şey mi arıyorsunuz beyim? diye sordu.
-Evet! Eski bir koku, dedi.
-Buralarda bulamazsınız. Caddedeki eczaneye sorun bir kere.

*Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır.

*Korkuluksuz köprüden geçer gibiyiz.

*Sustu. Konuşmak gereksizdi. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. Biliyordu, anlamazlardı. (Aylak Adam'ın meşhur son sözü)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder