Tık Tık

10 Ağustos 2013 Cumartesi

Kuyucaklı Yusuf - Sabahattin Ali (Seçme Cümleler)




"Allah hakkındaki düşüncesi pek ileri gitmiyor, onu her istediğini yapan, korkunç bir şey olarak tasavvur ediyordu, ve şimdilik onun pek dehşetli olduğu söylenen gazabını ayaklandıracak bir şey yapmadığı için, kendisinden korkmak ihtiyacını duymuyordu."

"Sonra bu fakir işçilere bu köpek muamelesini yapmaya neden lüzum görüyorlardı? Evet, Allah onları bir kere fıkara yaratmıştı, bunda kimsenin kabahati yoktu, fakat onlar böyle yaratılmışlar diye niçin tepelerine binmeli, onları adam yerine koymaktan niçin çekinmeliydi?"


"Hiç geçmeyen,hiç unutulmayan şeyler de var  beyefendi! Ölünceye kadar insanın sırtından atamayacağı şeyler de var."

"Saadet,hayatı olduğu gibi kabul etmektir."

"Bir felakete sükun ve itidalle tahammül edenlerin manzarası, o felaket için ağlayıp çırpınanların manzarasından çok daha korkunç ve ezicidir."


Şeker Portakalı - Vasconcelos (Seçme Cümleler)



"Çünkü dünyanın en iyi insanısın, senin yanındayken beni kimse azarlamıyor ve günışığının yüreğimi mutlulukla doldurduğunu hissediyorum."

"Bir ağaçtı o, ama neredeyse hiç tanımadığım bir ağaç."



"Noel gecesi pabuçların artık hiç boş kalmayacak."

"Yaşamaya yükümlüydüm, yaşamaya!"



"Uslu duracağıma, bir daha kavga etmeyeceğime, hiç sövmeyeceğime, kıç bile demeyeceğime söz veriyorum. Ama hep senin yanında kalmak istiyorum."

"Gökyüzünün benim için ne anlama geldiğini anlayamazdı."

"Tanrım! Hiç bu kadar sevgiye susamış bir yürek görmedim."


"-Daha çok anlat dedim.
 +Hoşuna gidiyor mu?

 -Çok. Elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum."

"Pek seyrek ve yalnızca aile içindekilere yaptığım bir şeyi yaptım, o iyilik dolu koca yüzünü öptüm."

"Basit bir oyunla hayat değiştirilemez."


8 Ağustos 2013 Perşembe

Ingeborg Bachmann - Otuzuncu Yaş (Alıntılar)



"Satırlara sırtını dayadı, çünkü bir tek bu hayat vardı yaşanacak, bu tek ben'i vardı harcanacak, mutluluk ve güzelliğe aç, mutluluk için yaratılmış ve saltanatın her çeşidine düşkün."

"Tazeyken yollanacağı yere yollanmayarak kurutulmuş bir gül, canım, sevgilim, sen, benim olan sen, ah diye başlayan mektuplar ve ateş birden bir ahla hepsini yutuyor ve ince bir kül deriyi kıvırıp ufalıyor. Hepsini de yakıyor mektupların."

"Çevresindeki insanlardan kendini çözüp alacak ve elden geldiği kadar yenilerine gitmeyecek."

"Yolun karşısındaki bir kahveye gitti, bana söylemek istediklerini ilkin firmanın holünde sonra yolda söylemeye çalıştı, ama derken kahvenin bile buna elverişli bir yer olmadığını sezdi. Kimbilir, belki de bir çocuğun ölümünü bildirmeye elverili bir yer yoktur, asla."

"Balığım benim, oltam, tilkim, tuzağım,ateşim benim. Suyum, dalgam. Toprak hattım. Şayet'im, fakat'im. Benim ya'm. Benim ve ya'm. Benim her şeyim. Her şeyim."

Sana Gül Bahçesi Vadetmedim - Joanne Greenberg (Seçme Cümleler)


"Adalet uygulanmıyorsa, namussuzluk örtbas ediliyorsa ve inançlarını koruyan insanlar acı çekiyorsa, sizin gerçekliğiniz ne işe yarıyor peki?"

"İnter vitae scelerisque purus,

Non eget Mauris Jaculis neque arcu,

Nec venanatis gravida sagittis

Yaşamı doğru yaşayan

ve suçla lekelenmeyen kişinin
ne Fas'ın kargılarına ihtiyacı vardır, 

ne yaya ne de kılıflar dolusu zehirli oka."

"Morpheus in mentem,

Trahit impellentem
Ventum ıenem
Segetes maturas.

Düş tanrısı getirir,
Huzursuz aklına,
Hafif rüzgarı,

Olgun ekinleri."

"-Tanrım! İşkencelerini çok kurnazca yapıyorlar.


 +İplerle bağlamalarından mı söz ediyorsun?
 -Umudu kastediyorum."

"-Hey, çok mu zordu? Bu yüzden mi?


 +Hayır, zor olan bendim ve çok şey oldu."

"İnsanlar karşı ateşler yakarlar, bir yangını söndürmek için bir başka yangın çıkarırlar."

"Ben zehirliyim ve bundan nefret ediyorum. Utanç ve onursuzluk içinde yıkılıp gideceğim ve bundan nefret ediyorum. Dünya benim doğrularıma yalnızca yalanlarla karşılık veriyor."


7 Ağustos 2013 Çarşamba

Küçük Şeylerin Tanrısı - Arundhati Roy (Seçme Cümleler)



“Devrim, bir yemekli toplantı değildir. Devrim bir isyandır, bir sınıfın bir başka sınıfı devirdiği bir şiddet eylemidir.”

"Hiçbir canavar insan kininin derecesine ve gücüne ulaşamaz"

“Cesur olun, kavgayı göze alın, zorluklara göğüs gerin ve aşama aşama ilerleyin. O zaman bütün dünya halka ait olacaktır. Her tür canavar yok edilecektir. Hakkınız olan şeyi istemelisiniz.”

“Ölümün anısının, bazen çaldığı hayatın anısından çok daha uzun süre hatırlanması ne tuhaf”

''Aslında her şeyin aşk yasaları'nın yapıldığı günlerde başladığı söylenebilir. kimin nasıl sevileceğini belirleyen yasaların. ve ne kadar."

''düşlerimiz hadım edildi. hiçbir yere ait değiliz. demir almış, dalgalı denizlere yelken açmışız. hiçbir kıyıya çıkmamıza izin verilmeyebilir. kederlerimiz asla yeteri kadar üzüntü vermeyebilir, sevinçlerimiz asla yeteri kadar mutluluk vermeyebilir, hayatlarımız da asla yeteri kadar önemli olmayabilir. hiç önemli olmayabilir.''


6 Ağustos 2013 Salı

Yusuf Atılgan-Aylak Adam (Seçme Cümleler)



*"Yüzü ne güzel. Kimbilir benimkisi ne boktandır. Uykulu, şiş."

*Adam sabah kalkıyor, yüzünü yıkıyor, parkta oturuyor, yemek yiyor, sevgilisiyle dolaşıyor, gecenin bir vakti eve gelip yatıyor. Hiç mi çişi gelmedi? İnanılacak şey değil. Parktayken sıkışmış, gövdesi kalın bir ağaca yanaşmış, kimse geliyor mu diye yanına yöresine bakındıktan sonra ağacın dibine işemiştir.

*Hep asık yüzlü oluruz, ya da sırıtkan.

*Kılığı düzgün bir adamın sokakta simit yemesi yasaktır. Bütün yasaklar gibi bunun da bir kaçamak yolu yok mu? Simidi kır, cebine sok. Tek elinle bir lokma koparıp, kimseye sezdirmeden ağzına at. Ama, ben dişlerim sağlamken ısıracağım.

*Sanatçının sezgisi yanılmaz.

*Fırçalarımın üstüne bahse girerim.

*İnsanlardaki her duygu bir renktir.

*Herkes onun gibi değil miydi? En az umutlanmaları gerektiği zamanlar en çok umarlardı.

*Ne kalabalık. Bir o yok sanki.

*Kadınsız hikaye tuzsuz aşa benzer.

*Artık tanıyordu onu. Şiirlerin, kitaplardan kapma büyük sözlerin yapma süsünden sıymılmış; beylik yargılarla dolu, bayağı. Böyleleri için en önemlisi kızlıktı. Oysa B.'nin ona vermek istediği şeyin yanında kızlık neydi ki? Yarın gidip onların bu kızlık dedikleri şeyi tanımadığı bir erkeğe verecekti. (Hey gidi öfke, sen insan aklına daha saçma düşünceler bile getirebilirsin.) Yanındaki erkek bunu almanın sorumluluğundan korkar. Biliyor, korkaktır o. Ona sarılmaktan, onunla öpüşmekten tat aldı diye kendini hor gördü. "Bulaşık bezi, vıcık vıcık..." Onların gözünde bütün kadınlar birdir. Amaçlarına götürmekteki başarısı denenmiş o pek rahat 'sıra'larını bozmazlar. Önce el tutulur, sonra öpülür, sonra memeler okşanır; en son etekliğin altı gelir.

*Kadınların neden evlendiklerini anlıyorum: Yalnız kalabilmek için.

*Bugünkü benim son aldanışım olmayacak. İnsanlara güveniyorum.

*Şimdi kim bilir kaç evde, kim bilir kaç kadının 'Aman ayol, bu ne kötü şans böyle,' sözüne karşılık kim bilir kaç erkek 'Üzülmeyin; kumarda kaybeden aşkta kazanır.' diyordur.

*Çoğunluk çabadan, yneilikten korkuyordu. Ne kolaydı onlara uymak! Güzdüzleri bir okulda ders verir, geceleri sessiz, güzel kadınlarla yatardı istese. Çabasız. Ama biliyordu: Yetinemeyecekti. Başka şeyler gerekti. Güçlüğü umutsuzca zorlamak bile güzeldi.

*Karıncalar bilmeden severler.

*Dilencinin niye beş gün gelip iki gün gelmediğini, niye hep bu vakit burada olduğunu artık biliyordu. Güldü. Yaman adamdı bu dilenci. İnsanların işten dönerken ucuza huzur satın aldıklarını biliyordu.

*Sonunda beni sürüklediği büyük felakete rağmen onun kollarına atıldığım gecenin tadını unutamıyorum.

*Ne öğrettim ona? Dünyada tanımadığı bir deli daha olduğunu.

*Günlerin adı, sürelerince yaşanılan olayların değerine göre değişebilir.

*Bazen, görünür bir sebep olmadan, insana önünden geçtiği yapı, bir sokak köşesi, üstünde oturduğu sandalye hayatında önemli bir yer tutacakmış gibi gelir.

*Onu adıyla düşünmek hoştu.

*Haydi uzat ellerini, somurttuğum zamanlar yaptığın gibi, yanaklarımı tutup ger de güleyim.

*İkinci konuşmamda 'sen' diyemeyeceğim biriyle bir daha konuşmam.

*Dünyadan çok şey beklemiyorum. Üç oda, bir mutfak, sevdiğim adam, biri kız biri oğlan iki çocuk...

*Nasıl kolayca söyleyiveriyorum bunu? Sevmek! Kelimelere herkes kendine göre bir anlam, bir değer veriyor galiba. Bu değerler aynı olmadıkça iki kişi iki ayrı dil konuşuyorlarmış gibi olmuyor mu?

*Evine girince bende oraya uymayan bir şey görürsün de beni sevmezsin diye korkarım.

*Bir gün sana dünyada dayanılacak tek şeyin sevgi olduğunu öğretecem.

*İki haftadır, bir şey yitirmekten korkarmış gibi, sık sık sarılıyordu.

*ZENGİN DEĞİLİM BEN. PARALIYIM.

*Neden hep bağışlıyorum onu?

*Soyunurken, babanın duyunca, nasıl şaşıracağını, başkalarının neler diyeceğini düşündün. Şimdi seni kucaklayıp yatağa yıksam, öpe okşaya etini kışkırtsam, kulağına benden duymak istediklerini söyleyip seni kandırsam her şeyi yeniden unutursun. İstemiyorum böylesini. Yarım bardak şarap içirdim diye nasıl içimi yedim görmedin mi? Bu mavi boşlukta etimiz bile sonuna dek sevişemiyor. Çünkü bu ses geçmez, ışık sızmaz odada bile başkaları bizimle birlik. Ama bir gün babanı, başkalarını kovup geleceksin. O zaman keskin ışıkta soyunup açık pencerede sevişeceğiz. Acelem yok benim, biliyorsun.

*Ya insanlar? Onların yaşamasında her şey ayrıntı. Önemli olan yemek değil, yenecek yemeğin çeşididir; giysi değil, giysinin çeşidi; ayakkabının çeşidi. Günlerin adı bile... Belli günlerde belli yaşamaları vardır. Pazar günleri pazarlık yaşamalarını kuşanırlar, çarçambaları çarşambalık! Hep ayrıntılar! Paranın sayısı gibi.

*İnsan kendininkine uygun olmayanı bağışlamaz. Biz, hoşgörüsü olmadığını bile bile, başkalarında kendininkinden ayrıyı bağışlamağa çalışana hoşgörülü diyoruz.

*Açık korku kişiye adam öldürtür, gizlisi uslu uslu oturtur.

*Babam adamsa ben olmayacaktım.

*Bir gazozluk dostlar!

*İnsanları yalan söyledikleri zaman dinlemeyi severim. Olmaz istedikleri, olamadıkları "kişi"yi anlatırlar.

*-Bir şey mi arıyorsunuz beyim? diye sordu.
-Evet! Eski bir koku, dedi.
-Buralarda bulamazsınız. Caddedeki eczaneye sorun bir kere.

*Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır.

*Korkuluksuz köprüden geçer gibiyiz.

*Sustu. Konuşmak gereksizdi. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. Biliyordu, anlamazlardı. (Aylak Adam'ın meşhur son sözü)

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Duygusal Sürgün - Colette (Seçme Cümleler)



"Hay Allah! Benimle bu kadar dolambaçlı konuşmana gerek yok! Gitmek mi istiyosun? Git! Varlığım seni alıkoymasın!"


"O adamlar? Kaç tane? Yedi mi? Üç yüz mü? Bir çift mi yoksa bir tabur mu? O adamlar! Bir tür saygı duyuyorum, olanaksızın uyandırdığı saygıyı. Benim yabanıl tenim yalnız bir kişiye verdi kendini."

"Bir okullu kızdan daha bön bir biçimde kendisinden kaçtığım bu bilinmedik adamın inatçı gücüne inanmıştım. Yüce bir rastlantının beni çıplak ve boynu eğik olarak, erkeğin, etimin erkeğinin, çukur ve tam izi olduğum eş erkeğimin yoluna düşürdüğüne inanmıştım, ağlayacak derecede inanmıştım."

"Erkek olsaydım ve kendimi iyi tanısaydım fazla sevmezdim. Topluluğa uymaz, ilk görüşte coşkun ya da ayaklanmış, hiç yanılmamak savında olan sezgi, manyak, yalandan bohem, gerçekte kendi başına buyruk, kıskanç, tembelliği nedeniyle içten, utanç duygusu yüzünden yalancı bir kadın. Bugün böyle söylüyorum ya sonra, örneğin yarın çok çekici bulurum kendimi."



"Seni tanımadığım zamanlardan söz etme bana."

"Bak, dur, bu an çok güzel. Hızla geçen bütün yaşamında böylesine sarışın bir güneş, morlaşa morlaşa böylesine mavileşmiş bir leylak, böylesine çekici bir kitap, böylesine şekerli kokulara batmış bir meyve, sert ve ak çarşaflarla böylesine serin bir yatak var mı? İleride daha güzel görecek misin bu tepeleri? Daha ne kadar zaman kendi yalnız yaşamıyla, yalnız ve mutlu damarlarının vuruşuyla sarhoş olan bir çocuk olarak kalacaksın?"

"Hayır, aynı türden değiliz ama aramızdaki fark, senin düşündüğünden de büyük. Senin hiç düşünmediğin bir şey var o da aşk. Aşk öyle bir zenginleştirdi ki beni, etimde öyle hazlar uyandırdı ki, ruhumu öyle bir fırtınayla,öyle kusursuz öyle değerli bir hüzünle doldurdu ki, nasıl oluyor da yanımda kıskançlıktan ölmüyorsun, hala yaşayabiliyorsun, bir türlü anlamıyorum."

"-Hep aşk diyorsun Claudine?
-Çünkü yalnız bu sözcük var."

"Benim mutluluğum ya da kederim, ya da şehvetim, kısacası benim aşkım, başkalarınınkinden daha iyi. Kötülük bakımından bile benim olan her şey, daha iyi."


-Duygusal Sürgün





Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği - Milan Kundera (Seçme Bölümler)


"Onun, kendi yatağının üzerinde yatışını getirdi gözlerinin önüne, yaşamına girmiş başka hiçbir şeye benzemiyordu. Ne sevgiliydi ne de eş. Üstü katranlanıp nehir kıyısı olan, kendi yatağına gönderilmiş saz sepetten çıkardığı bir çocuktu o."

"İşte geldim, karşındayım diyen aşk değilse, neydi?"

"Onun bedeninin gizli saklı nesi varsa tıka basa içine doldurmak ister gibiydi. İşte o an yıllardır birlikteymişler de, kız ölüyormuş gibi geldi ona, birden onun ardından kendisinin de çok yaşamayacağını anladı. Yanına uzanacak, onunla ölmek isteyecekti."

"Sadece tek bir hayat yaşadığımız için bu hayatı öncekilerle karşılaştıramaz ya da kusurlarımızı gelecekteki hayatlarımızda gideremeyiz. Bu nedenle de ne istediğimizi bilemeyiz."

"Ertesi sabah uyandığında hala uyumakta olan Tereza'nın elini tuttuğunu gördü. Bütün gece el ele mi yatmışlardı yoksa? İnanılır gibi değildi."

"Geceyi birlikte geçirmek, aşk suçunun kanıtıydı."

"Gözlerinde yaşlar vardı, Tomas'ın yanıbaşında soluk alıp verdiğini duymak onu anlatılamayacak kadar mutlu etti."

"İstediğin sonsuzluksa, kapatıver gözlerini."

"İnsan ana babasına,kocasına, ülkesine, aşkına ihanet edebilirdi ama ana baba, koca, ülke ve aşk elden gidince ihanet edilecek ne kalıyordu geriye?"

"Kitapları görmek Tereza'nın hoşuna gitti, ve içini bir veba gibi kemiren gerginlik biraz olsun dindi. Çocukluğundan beri kitapları gizli bir kardeşlik bağının işaretleri olarak görmüştü. Böyle kütüphanesi olan adam ona zarar veremezdi herhalde."

"Aşklar da imparatorluklar gibidir, üzerine dayandırıldıkları düşünceler un ufak olduğunda onlar da silinir gider."

4 Ağustos 2013 Pazar

Doğmamış Çocuğa Mektup - Oriana Fallaci (Seçme Bölümler)




"Bu korkunun içinde ne yapacağımı bilemiyorum. Anlamaya çalış, başkalarından korkmak değil bu. Başkalarına hiç aldırmıyorum. Tanrı korkusu değil, tanrıya inanmıyorum. Acı korkusu değil, acıdan korkum yok. Senden korkuyorum, seni hiç yokluktan zorla çekip alan, gövdeme ekleyen rastlantıdan."




"Yaşam öylesine güç bir çaba ki çocuk, her gün yeniden başlayan bir savaş. Mutluluk anları ise acımasız bir bedelle ödenen kısacık ayraçlar."

"Bir kadın sorar kendi kendine, dünyaya neden bir çocuk getirmeli diye. Aç kalsın, üşüsün, ihanete uğrasın, aşağılansın, savaşta ya da hastalıktan ölsün diye mi?"

"Kadın olmak çok harika bir şey. Nasıl da cesaret isteyen bir serüven! Hiç bir zaman sıkıcı olmayan bir meydan okuma."

"Erkek doğsan da aynı ölçüde sevinirim, hatta belki daha çok, çünkü o zaman bir sürü aşağılanmadan, ezilmekten, kullanılmaktan kurtulmuş olursun. Söz gelimi erkek doğarsan karanlık bir sokakta ırzına geçilmesinden çekinmen gerekmeyecek.İlk bakışta kendini kabul ettirmek için güzel bir yüze, zekanı saklamak için biçimli bir gövdeye ihtiyaç duymayacaksın. Sevdiğin biriyle yattığın için hiç kimse ayıplamayacak seni, çok daha az yorulacaksın üstelik daha rahat savaşacaksın. Kınanmadan itaatsizlik edebileceksin. Gecenin birinde kuyuya düşüyormuşsun gibi bir duyguyla uyanmadan sevebilecek, sevişebileceksin."


"Erkek olmak demek, önden kuyruğun olması demek değil. Bir insan olmak, benim için her şeyden önemlisi senin bir insan olman. İnsan harika bir sözcük çünkü. Kadın erkek ayrımı yapmıyor."


"Her an pusuda bekleyen bir hayvandır korkaklık. Hepimize her gün saldırır."

"Evet, sanki yaşam düşünü kadar uzun, sonsuz bir iplik uzanmış sana gelmiş. Hem de öylesine akla yakın, anlamlı bir biçimde ki, öyleyse nasıl söyleyebilirler insanoğlunun, doğanın bir kazası olduğunu?"




Buket Uzuner-Kumral Ada Mavi Tuna (Seçme Cümleler)




*Amerikalılar, "Özgürlük para gibidir, harcamadan önce kazanılmalı" derler. Fakat bizim bu konuyla ilgimiz olmadığından atasözü ve deyimler sözlüklerimizin Ö harfi özgürlük özürlüdür.

*Özgürlük, belki de her sabah kendi istediğin şeyleri tekrarlayabilmektir, hı?

*Çünkü dışarıda birileri ölürken, hiçbirimizin "iç"i temiz kalamazdı!

*Onu ilk gördüğümde yaşantımda çok önemli bir yer tutacağını sezmiştim. Bu tıpkı, bir filmin daha ilk karesinden bütününü kavramak, sonunu tahmin etmek gibi bir duyguydu. Onu ilk gördüğümde bundan böyle artık benim için çok önemli olduğunu sezmiş ve ürkmüştüm.

*Çünkü müzik eğlendirir, çünkü müzik yapıp dinleyen büyükler kavga etmezler.

*Yeryüzü kültürümüz genç ve güzel kadın ile genç ve güçlü erkek üzerine kurulduğundan beri ne çok kurban veriyoruz.

*Eskiden kalan her şeyi atarsak, çağdaş ve yepyeni başka birisi olacağımızı sanıyorduk. Bütün eksikler ve yanlışlar zaten eskimiş geçmişle birlikte atılacak, geriye kalan sıfır üzerine en kısa zamanda mükemmel bir ülke ve yepyeni bir kültür oluşacaktı.

*Bütün yaşantımız boyunca ancak bir/kaç kişiye böyle bir hak tanırız. Onu şımartır, yüz verir, alttan alır ve hatta ona teslim bile oluruz.

*Gerçekle sahte arasındaki farkı en çabuk anlayan halktır, ama en geç tepki veren de yine odur! Ve tepkisi en güçlü olandır halk!

*En güç affedilen hata, insanın kendisine ait olandır aslında.

*Sadece bugün için yaşamak hayvanlara mahsustur.

*Bir güzellik ne zaman mutluluk vermekten vazgeçer?

*Tanrım, ona minnettar olmaktan başka hangi seçeneği bıraktın bütün yaşamım boyunca bana?

*Unutmak, yanlışları tekrarlatmak bakımından sakıncalıdır. Aptallar unuturlar. Unutmak cahilliğe yol açar. Kinciler, unutmaz ve bilgilerini kendilerini de yok edecek yönde harcarlar. Akıllılar, unutmayan ama bilgilerini kendileri ve idealleri için olumlu enerjiye çevirebilenlerdir.

*On yedi yaşın sevgilisi ne güzeldir!

*Çünkü aşkın doğası çocuksudur ve işte bu yüzden geride kalan, gideni fena halde özletmektedir.

*Sanmak, içinde umutlar, düşler ve heyecanlar vaat eden çok boyutlu bir kavramken; olmak, gerçeğin sert, kalın, köşeli ve katı üç boyutunu taşır yalnızca.

*Birini sevmenin onun en berbat yanlarını, hatta bazen insanı kahreden en boktan özelliklerini bile kabul edebilmek olduğunu bilerek doğmuş biriyim ben! Başka bir deyişle egosu gelişmemiş, o salaklardan biri! Oyunu doğuştan kaybetmişlerden biri!

Zamanda Yolculuğa Bambaşka Bir Bakış : Kıyamet Kitabı


Sizleri bilmiyorum ama benim için kitapların kapakları da en az içerikleri kadar önemlidir, Kıyamet Kitabı'nı okumadan önce hakkında fazla şey duymamıştım yalnızca bir internet sitesinde gördüğüm kapağı onu satın alıp bir solukta okumama etki etti diyebilirim.


Veba doktoru, bir tarih düşkünü olarak benim favori karakterlerimden biridir. Kapağın etkileyiciliği de bu yüzden sanırım.

Kıyamet Kitabı, ilk olarak 1992'de yayınlanmış. Yazarı bir bayan, Connie Willis.Hugo, Nebula ve Locus ödüllerini almış, bilimkurgu başyapıtı olarak nitelendiriliyormuş bunların tamamını kitabı elime aldığımda öğrendim. Bazı eserlerin çevirisi ve ülkemizde adını duyurması o kadar gecikiyor ki, cidden arada gözünüzden kaçanlar aslında kaçmaması gerekenler olabiliyor ne yazık ki.



Konumuza gelince, yıl 2050 ve İngiltere'deyiz. Zamanda yolculuk çoktan bulunmuş, üniversitelerde araştırmalar için kullanılmakta. Tarih bölümünden hocalar ve öğrenciler baş karakterlerimiz. Kivrin diye bir kızımız Ortaçağ'a gidecek. Detaylı anlatımlarla olaya gerçeklik katmış yazar, klasik bilimkurgulardaki gibi hatasız ve pürüzsüz olmuyor yolculuk, uzun uzun tetkikler ve düzenlemeler yapılıyor, çipler takılıyor aşılar olunuyor. Zamanda yolculuk yapacak olan kişi o dönemin diline dair eğitimler alıyor ki zamanda bir değişiklik, olayların akışına bir müdahale olmasın. Kivrin sorunsuz bir şekilde Ortaçağ'a gidiyor, ama hangi seneye? Tabii ki işler tasarlandığı gibi gitmiyor. Her iki tarafta da.


İnsanın doğa karşısındaki çaresizliği, güçlü olmanın zorunluluğu, zamanın yuttuğu iyi insanlar, tarihi sürdüren kötü kalpliler, iyilik uğruna kendini feda edenler, Ortaçağ'ın karanlığına karışan 2050'nin karanlığı.

Her açıdan insanlık tarihine dair, pek de belli etmeden, ince işlenmiş bir tablo koyuyor önümüze Connie Willis. Okuması çok keyifli bir kitap olduğunu ve tavsiye ettiğimi de ekleyeyim.