Tık Tık

22 Aralık 2012 Cumartesi

35 Seneye Sığdırılan Bir Yarım Ömür : Toulouse-Lautrec

aynadan,kendi portresi


24 Kasım doğumlu Henri de Toulouse-Lautrec, yalnızca 35 yıl yaşamış bir adam
. Bu 35 senelik ömür de, doğumdan itibaren türlü fiziksel çileler ile geçmiş. Hayatın,  adaletsiz davrandığı bu Fransız ressam ölümünün üzerinden geçen 111 yıl sonrasında, içinde benim de olduğum büyük kitleleri etkilemeye devam ediyor.

Soy isminden de anlaşılacağı gibi,soylu bir ailenin oğlu idi ancak hayatının çoğunu, soyluların "avam tabakası" olarak adlandırdığı insanlarla birlikte geçirdi. Belki de, soylular arasında kendini huzurlu hissedemeyişinin sebebi, kusursuz olması gereken dünyada, doğuştan gelen genetik rahatsızlığı sebebi ile, kusuru temsil etmesiydi.
Sekiz yaşındayken, ailesi dağıldı. Kardeşinin ölümüyle sarsılan evlilik bitti, Henri annesinin yanında yaşamak üzere Paris'e taşındı. Lise çağlarında karikatür çizmeye başlayarak fark ettiği resim yeteneği ile neredeyse aynı zamanlarda, bir kemik rahatsızlığı olduğu ortaya çıktı ve bedensel gelişimi durdu. Eğitim hayatı bitti.  Oğlunun fiziksel görüntüsünü muhtemelen soylu aile ağacına yakıştıramayan babası onu arayıp sormayı bırakırken, annesi resim yapmaya teşvik etti.

dans le lit


Ferdon Cormun'un atölyesinde Van Gogh ile tanışması, hayatındaki önemli dönüm noktalarından biri oldu.



Afişlerin sanat eseri sayılmasındaki en büyük adımlar, Lautrec sayesinde atıldı. Günümüzdeki, estetik ve sanatla harmanlanmış reklam anlayışının gelişmesindeki rolü tartışılmaz olan ressam, daha sonrasında afiş çizerken tanıştığı bu dünyadan etkilenerek resimlerinin genel konusunu, dansçılardan, kentin varoşlarından, fahişelerden seçmeye başladı. Elbette ki bu durum soylu babasının hoşuna gitmedi ve Lautrec evlatlıktan reddedildi.

Jane Avril'in şovu için hazırladığı afiş

Frengi ve alkol yüzünden sağlığı bozuldu. Sanatoryuma yattığı dönemde bol bol at ve sirk resimleri yaptı. 9 Eylül 1901'de hayatını kaybetti.





Lautrec'in beni etkileyen yanı, resimlerinden yansıyan korunma ihtiyacı. Çıplaklık ve kadın erkek bolca kullandığı figürler olmasına rağmen, resimleri erotizm değil, şefkat kokuyor. Hayata başlarken yanında getirdiği genetik rahatsızlığına rağmen geldiği yer bir başarı sayılabilirse de, yansıyan bu korunma arzusu, oldukça melankolik. Kullandığı soluk renkler, mekanlar, resimlerdeki insanların duruşları, yüz ifadeleri her ne kadar acı dolu sahneler içinde olmasa da, hüzünlü.

Daha ayrıntılı bilgi ve diğer eserleri için;
http://www.nga.gov/exhibitions/2005/toulouse/index.shtm

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder